Mevlana

Mevlevilik konusunda en ufak bilgisi olmayan bir insan bile Sema Ayini Gösterisinin bambaşka bir dünyaya işaret ettiğini hemen sezinler.
Gerçekten de Sema Ayini, bildiğimiz, alıştığımız dünyanın ötesindeki bir gerçekliğe açılan kapıdır ve dünyada kabul görmüş Sufilerin belki de en büyüklerinden biri olan Mevlana’nın felsefesini yansıtır. Sema Ayini, Mevlana’nın ölümünden sonra oğlu ve torunu tarafından kurallara bağlanmış ve bugünkü şeklini almıştır.

Mevlana’ya ve İslam Sufizmine göre her insanın yüreğinde sır adı verilen bir şey saklıdır. Bu sır, Yunus Emre’nin “Bir ben vardır, bende benden içeri” dediği şeydir. Bu sır her insana verilmez. Bu sırra ancak uzun çabalar ve lütuf sayesinde ulaşılabilir.

Klasik Yunan uygarlığında Delfi Tapınağının girişinde yazılı bulunan “KENDİNİ TANI” ibaresinde kastedilen de bu yürekte gizli bulunan sırrı tanımaktır. Yoksa bildiğimiz anlamda insanın kendini psikolojik olarak tanıması değil.

Aralamaya, anlamaya çalıştığımız, adı üstünde bir sır. Bu sırra erenler var ama dilleri bağlı. Bağlı, çünkü bilinmeyeni biliyor hale geliyorlar ama, bilinmeyeni, bilinmediği için anlatacak sözcük yok.
Mevlana, belki de bunun için şiir, raks ve müziği seçti, anlatılamayanı, anlatabilmek için.

Mevlana ve İslam sufizmine göre her insanın yüreğinde “sır” adı verilen bir şey saklıdır. Bu sır, Yunus Emre’ nin “ Bir ben vardır, bende benden içerü.” dediği şeydir. Bu sır her insana verilmez. Bu sırra ancak uzun çabalar ve lütuf sayesinde ulaşılabilir.
Hint felsefesi ve mistisizmi bu sırra Yüce Benlik, Gerçek Benlik ya da Atma adını vermiştir…

Tarih boyunca pek çok uygarlık, pek çok din, pek çok manevi öğreti ve felsefe, Musevilik ve Hıristiyanlığın bâtıni yönü ile İslam sufizmi hep bu içteki bilinmeyen beni bilinir kılmakla uğraşmıştır.

Aralamaya, anlamaya çalıştığımız, adı üstünde bir sır. Bu sırra erenler var ama dilleri bağlı. Bağlı çünkü bilinmeyeni biliyor hâle geliyorlar ama, bilinmeyeni, bilinmediği için, anlatacak sözcük yok.

Ama bütün bunlardan önce yani Efendimiz anlamına gelen Mevlana olmadan önce, Celâleddin-i Rumi olarak medresede ders, camide vaaz veren, eli öpülen, duası alınan, saygıdeğer, kanaatkâr bir sufi ve çok sevilen bir bilim adamıydı.

Mevlana’ ya göre insanın evrimi henüz tamamlanmıştır. Çünkü insan, olgun, kâmil, mükemmel olmak üzere yaratılmıştır. İnsan-ı Kâmil olmak, insanın iyi, ahlaklı, yardımsever, sevgi dolu biri haline gelmesi demek değildir. Ego var olduğu sürece, bu niteliklere sahip olduğumuzu düşünmek tam anlamıyla kendini aldatmadır.

Zira ego, kendi bencil ve ivedi yararlarının ötesini görmekten acizdir. İnsan-ı Kâmil olmak demek, bilinen olumlu olumsuz bütün duygu, düşünce, eylem ve alışkanlıkların kısacası, insan olmanın bir yana bırakılıp yerini hiç tanınmayan, hiç bilinmeyen, egodan farklı bir bilincin, oluşumun, varlığın, özün almasıdır. Bu değişim insanın yüreğinde gizli olan sırrın yani ilahi ateşin, ışığın parlamasıyla başlar.

Bu, tam bir dönüşümdür. Zihnin kendisinde, beynin hücrelerinde ve bedenin atomlarında bile kendini gösteren bir değişimdir. Vücudun hafiflediği, saydamlaştığı, perdenin kalktığı, görüşün keskinleştiği, her şeyi gören, bilen, aynı anda her yerde var olabilen bir varlığa dönüşümdür bu.

Kısacası, insan bu dünyaya, bu evrene ait olmayan bir ruh yapısına sahiptir. Sufizme göre, insanın gerçek benliğini oluşturan bu ruh, bu evrene başka bir alemden, ruhlar ve melekler aleminden derece derece inerek gelmiş ve bu evrene, bu dünyaya ait olan beden elbisesini giyerek görünür olmuştur.

Buraya ait olmayan ruhi varlığın ana yurdunu özlemesi çok doğaldır. Somut alemde kendisini bedenle özdeşleştiren insanın mala, mülke, makama, şöhrete ve saltanata duyduğu özlemin arkasında aslında ayrılığın verdiği hasret vardır. Bu ayrılık acısı bir gün benliği, o kadar sarar, kucaklar ki, şikayetten feryat figan ağlamaya başlar. Nasıl ağlamasın ki ayrıldığı yer Birliğin, Yüce Allahın katıdır. İşte ney, asıl vatanından ayrılan bu ruhun sembolüdür.

Mevlana’nın ünlü Mesnevisi de bu yüzden; “Dinle Ney’den nasıl şikayet etmekte” diye başlar. Ney, yanık, içli sesiyle Rabbine, ayrıldığı kamışlığa kavuşmanın özlemini dile getirir.
Ruhun Tanrı katını terk etmesinden sonra insan şekline girinceye kadar geçirdiği aşamalar, kamışın kamışlıktan koparılıp ney şekline girinceye kadar geçirdiği aşamalara benzer.

Allah tek hücrelisinden en karmaşık yaratığa kadar bütün varlıkları kendinden yarattı ama sadece insana kendi ruhundan üfledi. İşte neye üflenen nefes, bunu ifade eder. Neyin içi boştur ancak ona üfleyen birinin nefesi ile ses çıkarır. Neyin bir ucu açıkken öbür ucu müzisyenin ağzındadır. Müzisyen, eğer insan-ı kâmil olursa, açık uçtan duyulan ses Tanrının sesi olur.

İşte insan da bu ney gibi bir alettir. Ne zaman bir insan-ı kâmil’ in, gerçek bir şeyhin eline geçerse o zaman insan gibi insan olur, nefsinden kurtularak boşalır, Tanrı’ nın sesi, Tanrı’ nın aynası olur, yükselişe geçip Rab’ bine kavuşur. Yani evrimini tamamlar.

İşte Sema töreni, İslam sufizminde Nur-u Muhammedî denen Yüce ruhun yaratılıp “Kün“ – “ol” emriyle başlayan iniş ve sonra da insan-ı kâmil olmaya doğru yükselişinin öyküsünü anlatır.

Varlığın başlangıçtaki birliğine, yüce ve sınırsız boşluğuna dönüşümünü gerçekleştirmiş olan Mevlana da Zamanımızdan 700 yıl kadar önce, Konya’da Kuyumcular Çarşısında güpegündüz ,herkesin önünde semaya durmuşken bütün sırların ortaya saçıldığı bir patlama yaşıyordu belki de.

Batıda Rumi olarak tanınan Mevlana , yaşadığı sürece ne bir tarikat kurmuş ne de semayı bu günkü kuralları içine sokmuştur. O , ancak vecde girdiği zaman içinden geldiği gibi , hiç bir kurala uymadan döner, raks ederdi. Sema, onun için;

“Göklere giden bir yol , göklere açılan bir kapıydı Hayattan ölüme uçuş, ölümden ölümsüzlüğe kanatlanıştı.”

Mevlana, dünyevi değerlerle nitelenen insanın hiçliğini şu birkaç kelime ile ne güzel ifade eder.

“ Hintli, Kıpçak ve Rum ülkesinin halkı
ve Habeşler!.
Hepsi de mezarlarında tek ve tıpkısı renkte,
ne de hoş yatarlar.”

Kısacası Mevlana’nın hümanizması bildiğimiz, tanıdığımız insanın yüceltilmesi değildir. Nitekim, Mesnevisini okuyanlar O’nun sıradan insanlar için hiç de hoş sözler sarf etmediğini gayet iyi bilirler.

O, insanları, insan olduğu ya da topluma yaptığı katkılar için değil, her birinin yüreğinde gördüğü küçük ilahi ışık için seviyordu.

Mevlana için insan, yüreğinde ilahi ışığı taşıdığı ve yüreğinin aynasında Tanrı’ yı yansıtabilen bir varlık olduğu için değerlidir.

Sen ki o kutsal kitabın bir nüshasısın,
Yaratılıştaki sanatın aynasısın.
Ne dilersen kendinden dile, kendinde bul.
Ne ararsan, işte o sensin sen.”

Hz. MEVLÂNA’dan
ÖZLÜ SÖZLER

Sevgide güneş gibi ol,
dostluk ve kardeşlikte
akarsu gibi ol,
hataları örtmede gece gibi ol,
tevazuda toprak gibi ol,
öfkede ölü gibi ol,
her ne olursan ol,
ya olduğun gibi görün,
ya göründügün gibi ol.
Nice insanlar gördüm, üzerinde elbisesi yok.
Nice elbiseler gördüm, içinde insan yok.

Eşekten şeker esirgenmez ama eşek
yaratılışı bakımından otu beğenir.

Dert, insanı yokluğa götüren rahvan attır.

Leş, bize göre rezildir ama, domuza,
köpeğe şekerdir, helvadır.

Kuzgun, bağda kuzgunca bağırır. Ama bülbül,
kuzgun bağırıyor diye güzelim sesini keser mi hiç?
Pisler, pisliklerini yapar ama
sular da temizlemeye çalışır.

Dikenden gül bitiren, kışı da bahar haline döndürür.
Selviyi hür bir halde yücelten,
kederi de sevinç haline sokabilir.
Nasıl olur da deniz, köpeğin agzından pislenir,
nasıl olur da güneş üflemekle söner?
Akıl padişahı kafesi kırdı mı,
kuşların her biri bir yöne uçar.

Tövbe bineği, şaşılacak bir binektir. Bir solukta
aşağılık dünyadan göğe sıçrayiverir.

Korkunç bir kurban bayramı olan kıyamet günü,
inananlara bayram günüdür, öküzlere ölüm günü.

Kim daha güzelse kıskançlığı daha fazla olur.
Kıskançlık ateşten meydana gelir.

Dünya tuzaktır. Yemi de istek.
İstek tuzaklarından kaçının.

Irmak suyunu tümden içmenin imkanı yok ama
susuzluğu giderecek kadar içmemenin de imkanı yok.

Gürzü kendine vur. Benliğini, varlığımı kır gitsin.
Çünkü bu ten gözü, kulağa tıkanmış pamuğa benzer.

Eşeğe, katır boncuğuyla inci birdir. Zaten o eşek,
inciyle denizin varlığından da şüphe eder.

Birisi güzel bir söz söylüyorsa bu,
dinleyenin dinlemesinden, anlamaesından ileri gelir.

Oruç tutmak güçtür, çetindir ama
Allah’ın kulu kendisinden uzaklaştırmasından,
bir derde uğratmasından daha iyidir.

Birinin başına toprak saçsan başı yarılmaz.
Suyu başına döksen, başı kırılmaz.
Toprakla, suyla baş yarmak istiyorsan,
toprağı suya karıştırıp kerpiç yapman gerek.

Kabuğu kırılan sedef üzüntü vermesin sana,
içinde inci vardır.

Bilgi, sınırı olmayan bir denizdir.
Bilgi dileyense denizlere dalan bir dalgıçtır.

Bulutlar ağlamasa yeşillikler nasıl güler?

Bülbüllerin güzel sesleri beğenilir de bu yüzden kafes
çeker onları. Ama kuzgunla baykuşu kim kor kafese?

Meyve ekşi bile olsa, olmadıkça ona ham derler.

Her dil, gönlün perdesidir.
Perde kımıldadı mı, sırlara ulaşılır.

Aşıkların gönüllerinin yanışıyla gözyaşları
olmasaydı, dünyada su da olmazdı, ateş de.

İki parmağının ucunu gözüne koy. Bir şey
görebiliyor musun dünyadan? Sen göremiyorsun
diye bu alem yok değildir.

A kardeş, keskin kılıcın üzerine atılmadasın,
tövbe ve kulluk kalkanını almadan gitme.

O dağa bir kuş kondu, sonra da uçup gitti.
Bak da gör, o dağda ne bir fazlalık var ne bir eksilme.

Altın ne oluyor, can ne oluyor, inci, mercan da
nedir bir sevgiye harcanmadıktan,
bir sevgiliye feda edilmedikten sonra.

Gördün ya beni gamdan başka kimse hatırlamıyor,
gama binlerce defa aferin.

Nefsin, üzüm ve hurma gibi
tatlı şeylerin sarhoşu oldukça,
ruhunun üzüm salkımını görebilir misin ki?

Şu dünyada yüzlerce ahmak, etek dolusu altın verir de,

şeytandan dert satın alır.

Hz. Mevlana ile ilgili paylaşımlarımı Mevlana katogorisinden takip edebilirsiniz.

Acun Kutlu Melis
Accredited Member of WMA,
Member of INHA
Reiki Grand Master&Teacher
Reiki Enerji Ve Kuanum Merkezi - Takyon Türkiye
İletişim:
Email:
acunkutlumelis@gmail.com
Telefon:
0507 966 1026

Bu bloğa abone olmak ve yeni yazı eklendiğinde email ile bilgi almak için önce email adresinizi kutucuğa giriniz sonra "ÜYE OL!" buttonuna basınız.

Diğer 308 takipçiye katılın

Blog Stats
  • 753,116 hits