Rüyalar ve Semboller – Rüyalarda Arketipler

RÜYALARDA ARKETİPLER

arketiplerJung, bireyi insanlığın ruhsal tarihi bağlamında anlamanın, aynı zamanda o bireyin yaşam deneyimine bakmanın önemli olduğunu vurgulamıştır. Demek ki, analist mitolojiyi iyice kavramış olmalı ve kişisel rüyalar konusunda deneyim sahibi olmalıdır. Rüyalarda beliren arketipsel imgeler ve figürler, arketipin kendisi değildir, yalnızca onun temsilleridir. Örneğin, Meryem Ana’nın görüldüğü bir rüya, Tanrı’nın annesini ya da insan beynine işlenmiş temel bir kalıp olan tanrıça arketipini temsil etmenin bir yolu olabilir. Bu arketipsel kalıplar insan güdüleriyle yakından bağlantılıdır. Güdüler, normal duyularla algılanabilen, ama sembolik imgeler olarak da kendini gösterebilen -bunlar birer arketiptir- fizyolojik dürtülerdir. Başka bir deyişle, arketip, güdünün enerjisine belirli bir biçim verir, bu da onu anlamamızı kolaylaştırır.

Jung, çoğunlukla rüyaların, homeostaz ilkesine uyarak dengeleyici tarzda iş gördüğünü belirtir. Ruhsal enerjimiz bir yöne doğru fazlaca eğilim gösterirse, o zaman rüyalarımızda arketipsel bir imge görünüp bize dengesizliğin nerede olduğunu gösterebilir. Bilinçdışı, egoya bu yolla ulaşır. Dolayısıyla, bir rüyayı analiz etmeye başladığımızda, rüyanın hangi bilinçli tutumu dengelediğini kendimize sormamız genellikle yararlı olur. Örneğin, kendimizi terk edilmiş ve bir biçimde yardıma muhtaç hissediyorsak, rüyamızda bize yiyecek veren bir Tanrısal anne arketipini görebiliriz. Bu figür karşımıza annemiz olarak ya da belki bir aşçı ya da okul kantininde aşçılık yapan bir kadın olarak çıkabilir.

Jung’un bu yolla dengeleyici enerjileri keşfedip serbest bırakma fikri, Freud’un indirgeyici yönteminden -rüyaları çocuklukta yaşanan cinsel travmayı gizleyen imgelere indirgeme- çok daha önemlidir. Jung’un yaklaşımı bize, yalnızca geçmişi açıklamak yerine mevcut an ve gelecek üzerinde çalışma olanağı verir. İşin ilginç yanı, arketiplerin çok sık olarak çocukların rüyalarında – Jung’un kendisinin gördüğü fallus rüyası gibi- belirmesidir. Jung, on yaşındaki bir kız çocuğunun kaydedip çizdiği bir dizi rüyayı örnek gösterir. Bu rüyalardaki arketipsel içerik çok güçlüydü ve Jung’un saptayabildiği kadarıyla, kızın ailesinin sahip olduğu mitolojik fikirler ya da dinsel inançlarla bağlantılı değildir. Bu da, Jung’un arketiplerin doğuştan geldiği fikrini destekler.

RÜYALARI ANALİZ ETME

Jung’a göre rüya, ayrıştırmaktan çok, bir bütün olarak değerlendirmemiz gereken karmaşık, sezgisel bir yapıdır. Demek ki, amaç, rüyayı yorumlamaktan çok, rüyadaki imgelere bakarak rüyanın kapsamını genişletmek ve rüyayla bağlantılı genel ruh halini ve hisleri belirlemektir. Sonra rüyadaki her imge tek tek değerlendirilmeli, imge her zaman rüyayı görenin yaşamı bağlamında ele alınmalıdır. Diyelim ki, biri rüyasında, kapıya vurmak için bir değnek kullandığını görmüş olsun. Freud’a göre, değnek açık bir cinsel semboldür, ama Jung bu rüyanın bütünüyle başka bir anlama gelebileceğini belirtir. Bilinçdışı, kasten bu özel sembolü seçmiştir ve analistin görevi bunun nedenini bulmaktır.

Düşme ve uçma gibi yaygın rüya konuları bile, görülen rüya çerçevesinde değerlendirilmelidir. Her rüya, bireyin ruhundan, belirli koşullara ve duygu-heyecanlara tepki olarak doğar. Bu yüzden, rüya yorumu için genel kurallar belirlemek mümkün değildir, biz de bir başkasının rüyasına asla anlam dayatmamaya özen göstermeliyiz. Bir başkasının  rüyasını asla bütünüyle anlayamayız, bu yüzden kendi çağrışımlar akışımızı denetlememiz son derece önemlidir. Dolayısıyla:

  • rüya her zaman bir olgu olarak ele alınmalıdır; onun hakkında ön varsayımlarda bulunmamalıyız.
  • rüya, kaynağını bilinçdışından alan, nasıl olduğunu doğrudan göremesek de, bir biçimde anlamlı olan belirli bir oluşumdur.
  • hangi bilinçdışı iletinin belirmeye çalıştığını bulmaya çalışmak için rüyanın içeriğini baştan sona keşfetmemiz gerekir.

Jung bir noktayı vurgular: Semboller her zaman doğrudan görünür olandan fazlasını ilettiklerinden, onları tek bir anlama indirgememek önemlidir. Bunun yerine, rüyaların üzerinde durmalı, anlamlarının değişik yönleri üzerinde düşünmeli ve her zaman birey için ne anlama geldiklerini hesaba katmalıyız. Rüyalar seri halinde belirme eğilimi gösterir; her ayrı rüya, altta yatan iletiyi biraz farklı bir yolla iletir. Jung, genel olarak, yorum için bir dizi rüyanın tek rüyadan daha yararlı olduğunu görmüştür. Bunun nedeni, önemli noktaların yinelemeyle daha açık hale gelmesi, yorumdaki yanlışların çoğunlukla bir sonraki rüyayı analiz ederek düzeltilmesidir. Bunun yanı sıra, ruh üzerinde durduğu sorunu yavaş yavaş çözerken, ilerlemeyi gözleyebilme olanağı buluruz.

Bir rüyaya çeşitli yollarla yaklaşabiliriz:

  • Nesnel olarak -rüya, kişinin dış dünyadaki gerçek yaşamı çerçevesinde değerlendirilir. Sözgelimi, rüyamızda arabamızın bozulduğunu görmüşsek, rüya bize arabamızı servise götürme vaktinin geldiğini anlatıyor olabilir.
  • Öznel olarak -rüya, kişinin kendi kişiliği içinde temsil ettiği şey çerçevesinde değerlendirilir. Bu kez araba bizi temsil ediyor olabilir -belki bilinçdışı zihnimizi uyaran gizli bir sağlık sorunu söz konusudur ve artık doktora gitme vakti gelmiştir.
  • Kolektif olarak -rüya kutsi, arketipsel semboller içeriyorsa, o zaman kolektif bilinçdışı ve mitolojik yorumlara bakabiliriz. Bu kez araba bizi yaşam yolculuğumuzda taşıyan bir araç olabilir, rüya da ruhsal ilerlememize dikkat etmemiz gerektiğini işaret ediyor olabilir.

Elbette, rüyalarımızdan birçoğunun ancak parçalar halinde anımsarız, ama Jung bazı rüyaların, kişiye özel küçük bir dram olarak değerlendirilebilecek bütün bir hikaye şeklinde anımsanabildiğini söyler. Jung kimi zaman öyküyü dört evreye bölmeyi yararlı bulmuştur:

  •  Serim -serim, oyunun başlangıcı ya da girişi gibidir: Sahneyi oluşturur ve ana karakterleri tanıtır.
  • Olay örgüsünün gelişimi -bu bütün başarılı yazarların kullandığı bir araç olup, amacı nelerin olacağını merak etmemizi sağlamaktır.
  • Doruk noktası -bu noktada belirleyici bir şeyler olur ya da tam bir değişim meydana gelir.
  • Lysis -bu, sonuç ya da çözümdür. Sonuca bazen, rüya üzerinde çalışarak ancak geç aşamada ulaşılır.

Rüyayı bu şekilde evlere bölmek, rüyayı daha bütünsel olarak anlamamıza yardımcı olabilir. Şu tür sorular sorarak başlayabiliriz: Niçin rüya geçtiği yerde geçiyor ve niçin rüyada belli karakterler beliriyor? Aynı ortam ve karakterlerin biraz farklı şekillerde belirdiği seri rüyaları gözlemek de ilginçtir. Bu, bir sorunun özüne giderek daha çok yaklaşmaya çalışan ve onu bize farklı açılardan sunan bilinçdışını gösteriyor olabilir. Biz sorunun aslına yaklaştıkça, bir serinin daha sonraki rüyalarında doruk noktası oldukça farklı olabilir.

JUNG’UN EV RÜYASI

Jung, bir evle ilgili kendi rüyasını örnek verir ve bir başka kişinin rüyasını yorumlamasının olası risklerinden bazılarını betimlemek üzere bundan yararlanır. Jung rüyasında değişik katlarıyla bir evi keşfetmektedir. Keşfe,   18 yy. üslubunda döşenmiş olan birinci kattan başlamıştır. Bunun altındaki zemin katı karanlıktır ve 16 yy. üslubunda döşenmiş gibi görünmektedir. Jung evin ne kadar aşağısına inerse, katlar o kadar eski dönemlere özgü hale gelir; Roma dönemine ait bodrum katına kadar bu böyle sürer. Bodrum katında büyük bir yassı taş vardır; bu taştan aşağısı, tarih öncesi dönemden kemik ve kafataslarıyla dolu bir mağaradır.

Jung, rüyayı analiz ettiğinde, bunun bir tür kendi yaşamının özeti olduğunu fark etmiştir. Jung, yaklaşık 200 yıllık bir evde büyümüştür ve annesiyle babasının tutumu birçok açıdan Ortaçağa özgüydü. Aşağı düzeyler, antik tarihe ve paleontolojiye olan tutkulu ilgisini gösteriyordu. Ne var ki, Jung bu rüyayı Freud’la tartıştığında, Freud kafatasları imgesine takılmış, defalarca bunlara geri dönmüş, Jung’dan ısrarla bunlarla bağlantılı bir dileğini keşfetmeye çalışmasını istemiştir. Jung çok geçmeden, Freud’un gizli bir ölüm dileğini ima ettiğini fark etmiştir.

Jung bunun kendi özel dünyasını konu alan kendisine ait bir rüya olduğu sonucuna varmıştır. Bu önemliydi, çünkü rüya analizinin, katı kurallara uyarak öğrenilip uygulanabilecek bir teknik olmadığını anlamıştı; rüyanın, iki kişi arasındaki tartışma aracılığıyla yorumlanması gerekiyordu. Her zaman tehlike, analistin yorumunun hastanın yorumunu bastırması olasılığıdır. Jung, aynı nedenden ötürü hipnozdan vazgeçmişti: Hipnoz, terapiste hasta üzerinde çok fazla denetim olanağı veriyordu.

Kimi zaman bir rüya ya da görü, kişi onu ne kadar sorgulasa da anlaşılamayabilir. Jung, o zaman en iyisinin rüyayı aklın bir köşesine yazmak olduğunu söyler, çünkü daha sonraki bir tarihte rüya açıklık kazanabilir. Çoğu zaman dışarıdaki bir olay, kişinin üzerinde durduğu bir rüyayı aydınlatacaktır. Jung, kişi rüyayı epey bir süre aklında evirip çevirirse, her zaman rüyadan bir anlamın belireceğini söyler.

Jung’a göre, rüyalar ve semboller hiçbir zaman önemsiz ya da anlamsız değildir. Öte yandan, rüyalar çoğu zaman dünyasal kaygılarla doğrudan bağlantılı değildir; birçok insanın rüyaları önemsiz görüp bir yana bırakma eğilimi göstermesinin nedeni budur. Jung, hemen her gece bilinçdışımızdan iletiler almamıza karşın, birçok insanın bunların anlamını keşfetmek için çaba göstermemesini, hatta rüyalara güvenmemesini ya da onları küçümsemesini inanılmaz bulduğunu söyler. Hatta bilinçdışının hakkımızda ne düşündüğünü merak eder! Jung, Freud’un “rüyanın yalnızca gerçeği gizleyen bir dış görünüş olduğu, bu görüşün ardında önceden bilinen, ama bilinçten uzak tutulan bir anlamın bulunduğu” görüşünü asla benimseyememiştir. Jung’a göre, çoğu zaman rüyaları anlamak güçtür, çünkü rüyalar bilinçdışının dilini oluşturan semboller ve resimlerle dile getirilir. Rüyalar kasıtlı olarak aldatıcı değildir; onlar yalnızca bilinçdışının fikirleri kendi tarzınca dile getirmeye yönelik doğal girişimleridir.

JUNG

Kilit Fikirler

Reklamlar
Tagged with: , ,
Katagorisiz kategorisinde yayınlandı

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Acun Kutlu Melis
Accredited Member of WMA,
Member of INHA
Reiki Grand Master&Teacher
Reiki Enerji Ve Kuanum Merkezi - Takyon Türkiye
İletişim:
Email:
acunkutlumelis@gmail.com
Telefon:
0507 966 1026

Bu bloğa abone olmak ve yeni yazı eklendiğinde email ile bilgi almak için önce email adresinizi kutucuğa giriniz sonra "ÜYE OL!" buttonuna basınız.

Diğer 317 takipçiye katılın

Blog Stats
  • 773,386 hits