Rüya Görmeyenlerin Ülkesi

Yakınlarda çok yakınlarda ve bir o kadar da uzakta bir ülke varmış.

Bu ülkede uyku nedir bilinmez, gece nedir bilinmez, rüya nedir bilinmezmiş. Burası rüya görmeyenlerin ülkesiymiş…

Rüya görmeyenlerin ülkesinde yaşayanlar sadece duyguları ile haberleşir, sezgisel olarak hisleriyle yaşarlarmış, bir de çok ama çok çalışırlarmış. İşin tuhaf yanı herkes tek bir şeyi üretmek için çok ama çok çalışırmış. Bu ürettikleri şey herkes tarafından farklı yaratılırmış. Çünkü bu ülkede yaşayanların duyguları ve sezgileri o kadar çeşitliymiş ki bu yarattıkları şeye çeşit çeşit hayaller, pırıl pırıl istekler, bazen karanlık, acı bazen aydınlık, tatlı anlar itina ile ekler ve yaratırlarmış. Bu ürettikleri şey zamanın ve mekanın ötesinde şimdinin kalitesinde gözle görülemeyen rüya tohumlarıymış.

Rüya görmeyenlerin ülkesinde yaşayanlar o kadar çeşitli deneyimlere, hayallere, yaratımlara vakıflarmış ki tüm bunları küçücük bir tohuma sığdırabilirlermiş. Bilinçlerindeki senoryaları bir tek tohuma aktardıktan sonra kocaman bir ışık demetini de ekleyerek bu tohumları Dünya’ya yol almaları için her gece salıverirlermiş. Tohumların çıktıkları bu aydınlık yolda güven, dikkat, sevgi ve renklerin ihtişamı onlara eşlik edermiş. Tohumların yolculuğu her ne kadar güvenli ise de bazen hüsrana uğrar ve varacakları yerde bir bilinç bulamaz hemen orada eriyip çiçeğine kavuşamadan ışığa karışırlarmış. Bazen acı çeken insanlar, kendini unutan insanlar, nefsine yenilenler, yaralı olanlar, sevgisizlik hissedenler bu tohumlarla buluşamazdı.

İşte her gece gözlerimizi kapattığımızda rüya görmeyenlerin ülkesinden gelen rüya tohumları harekete geçer. Bu tohumlar sadece bir gece boyunca yaşarlar. Toprakla buluşur, su ile sarılır ve hızla genişlemeye, büyümeye başlarlar. Tohumlar zamansızlığın ve mekansızlığın olduğu bir boyut kapısını açarlar. Arzuların ötesinde, yaşanmışlığın dışında, rüya tohumları  kendi bütününe ve bütünlüğe erişmek için yaşar ve yaşatırlar. Kişi rüyaya gözlerini açtığında önce parlak bir ışık ile karşılaşır. Sonra iki bilinç birleşmesinden doğan minik kıvılcımlar tohumun yolculuğunu başlatır, kapı açılır. Bu müthiş deneyimde tohum görülmek ister, hissedilmek ister, sevilmek ister nereden geldiğini nereye gideceklerini bilir, artık yolculuk iki kişinin yol alacağı bir boyuta geçmiştir.

Tohum artık ilk anındaki gibi değildir. Kişinin bilinci ile karşılaştığı ilk anda değişmeye başlar, her iki tarafta ışıklarını bu yolculuk için birleştirmiştir. Bilinç kendi deneyimine vakıf iken, tohum da içinde taşıdığı hayalleri, dilekleri, aydınlığı, karanlığı açığa çıkartarak bilincin deneyimini destekler. Bilince unuttuğu sevgiyi hatırlatmak, yaşadığı acı dolu kederlerin dönüştüğü korkuları göstermek sonra da ışığın ve saf sevginin iyileştirme gücünü idrak etmesine yardımcı olur. Tohum, gece boyunca sürüp giden bu heyecan ile boy atar, binlerce renkten renge dolaşır, dallarını uzatırken çiçeklenmeyi bekler. Bilir ki sabah ışığı ile gözler açılınca o da yok olacaktır. Böylece zaman ve mekan ötesinde hayal alemlerinden faydalanarak kişiye tüm gücü ile yardımcı olur. Bilinç kendini ve yaşamını tohum ile yaptığı bu yolculukta yapılandırır, hatırlar, anlamlandırır, ışığın içinde yüzmenin tadına varır. Tohumda en nihayetinde bütünlüğüne vardığında, sabah ışıklarını kendi ışığında hissettiğinde, gözler kırpışırken yok olmanın, kapıyı kapatmanın eşiğine gelir. Bilir ki ışığı sönmelidir, kendinden sonra gelecek olan rüya tohumları da manayı keşfetmeli, birleşmenin zevkini bulmalıydılar. Bilir ki; buldukça çoğalacaktır tohumlar.

Dallarında beklediği çiçeğin oluşmadığını fark eden tohum böyle eriyip yok olacağı rüyasını görür. İşte kendi rüyası da bütünlüğü hissettiği ama beklentilerinin oluşmadığı rüyasıydı. Böyle mi bitmeliydi? hani neredeydi herkesin bahsettiği rengarenk çiçekleri, belki doğru olan da bu muydu?…gitmeli idi sabah ışığı gelmişti hem de tüm sıcaklığıyla, sımsıkı sarmıştı onu, bitmek böyle miydi, yolculuk hiç bitmese miydi acaba, pek keyifliydi, tutunmak ve biraz daha sürmesine izin vermek için ne yapabilirdi? O esnada ışığına değen ışık ne kadar sevgi dolu bir titreşim yaydı, farklı bir dokunuştu, o an izin verdi değişimine hiç kıpırdamadı tüm isteklerini unuttu ışık fazlaca sıcak, koruyucu, özenliydi içinde kaybolabilirdi. O an’dan gittikçe daha fazla haz aldı ve bir an sonra dallarında hiç bilinmeyen hiç bir hayalde varolmayan muhteşem çiçekler açtı. Onlar rüya çiçeğiydi. Yine An’da fark etti ki uçsuz bucaksız kainatın içinde sabah ışığı yoktu,tam tersi halen karanlık halen gözler kapalıydı, onun sabahının ışığı zevkle erimesine neden olan; sevgi dolu titreşimdi.

İşte böyle, ta ki ertesi gün rüya görmeyenlerin ülkesinden gelen rüya tohumlarını bilincimiz çiçeklere çevirinceye dek…

Reklamlar
Tagged with:
Farkındalık - Aydınlanma, Kuantum kategorisinde yayınlandı

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Acun Kutlu Melis
Accredited Member of WMA,
Member of INHA
Reiki Grand Master&Teacher
Reiki Enerji Ve Kuanum Merkezi - Takyon Türkiye
İletişim:
Email:
acunkutlumelis@gmail.com
Telefon:
0507 966 1026

Bu bloğa abone olmak ve yeni yazı eklendiğinde email ile bilgi almak için önce email adresinizi kutucuğa giriniz sonra "ÜYE OL!" buttonuna basınız.

Diğer 322 takipçiye katılın

Blog Stats
  • 781,239 hits